Anasayfa » Makale

Kompakt, dijital SLR’ye karşı

Özgür Çetin 31 Temmuz 2007 Makale Yorum yok


Çok çetin olmayan bu sorunun yanıtı !œelbette hayır.! Değiştirilebilen yakın (makro) ya da uzak (tele) objektiflerinin ötesinde dijital SLR (Single Lens Reflex) fotoğraf makinelerinin tek lensli (ardından bir ayna ile) yansıtma özelliği vizörden bakan fotoğrafçıya denklanşöre bastıktan sonra ne elde edeceğini tam olarak gösteriyor. Sahip oldukları neredeyse 35 mm film ebadına yaklaşan ışık sensörleriyle görüntüyü yakalıyor ve belleğine aktarıyor.

Bütün bunlar mekanik bir enstantane sistemi içinde olduğu için fotoğrafçı enstantane ayarları ile istediği gibi oynayabiliyor Oysa kompakt makinelerdeki ışık sensörü çok küçük ve bu tip makineler bir enstantane mekanizmasından yoksun oldukları için fotoğrafı çekerken duyduğumuz deklanşör sesi basit bir ses efektinin ötesine geçmiyor. Kompakt makinelerde bastığımız düğme ile aslında sürekli bir görüntü akışından (tıpkı video oynatıcılarda olduğu gibi) bir kareyi donduruyoruz. Sonuçta ortaya, alan derinliği, ton ve renk zenginliğinde dijital SLR makinelere oranla daha düşük kaliteli fotoğraflar çıkıyor.
ÇÖZÜM
Bu ve bundan sonraki aylarda devam edecek yazılarımda temel varsayım şu: Masaüstü ya da dizüstü bilgisayarlar dijital fotoğraf makinalarının ayrılmaz bir parçası oldular. Gerek çekilen fotoğrafların görüntülenmesi gerekse belli bir düzeye kadar olan rötüşler için bilgisayar gerçekten gerekli. Diğer yanda, dijital SLR fotoğraf makinaları hala herkesin alamayacağı kadar pahalı. İşte bu noktada kendimize şu soruyu soralım: Elimizdeki !œbak ve çek! diyebileceğim genel kullanıcı kitlesine seslenen dijital fotoğraf makinelarini nasıl daha verimli kullanabilir ve çok yönlü bir düzenleme (editing) yazılımıyla, Photoshop gibi, nasıl daha profesyonal görünen fotoğraflar çekebiliriz? İlk sorunun yanıtıyla bizzat makine odaklı çözüm arayışları içinde olacak, diğer soruyla da halihazırda elimizdeki arşivimizi profesyonelleştirmenin olanaklarını araştıracağız. Bu arada bu yazılarla Photoshop’un merkezine seyahat etmeyeceğiz, o çok uzun ve piyasadaki diğer yayınların zaten gerçekleştirdiği bir işlev.

Biz daha çok elimizdeki düşük çözünürlüklü makinelerle çektiğimiz fotoğrafların, yerinde bir !œdokunuşla! nasıl profesyonel bir elden çıkmış izlenimini verebileceğine tanık olacağız. Umulur ki bu tanıklığımiz günün birinde bizi gerçek bir usta olmaya da ulaştırır. Aklınıza neden Photoshop’u seçtiğime dair bir soru gelebilir: Bir, Photoshop fotoğraf ve grafik dünyasının çok yakından tanıdığı, herkesin az çok aşina olduğu bir yazılım; iki, Photoshop platformlar arası (cross-platform) bir yazılım ki burada vereceğimiz ekran görüntüleriyle herkes için daha anlaşılır olabilelim istedik.
MAKİNE ODAKLI ÇÖZÜM ARAYIŞLARI
Elimizdeki genel kullanım için tasarlanmış 4 Megapiksel ile 7 Megapiksel arasında çözunürlüğe sahip, 3X veya daha üstü optik zoom’lu dijital makinelerin bir dijital SLR olamayacağı gayet açık. Çünkü düşük çözünürlüklü bu makineler küçük ışık sensörlerine sahip, diğer bir deyişle ışığa duyarlılıkları da dijital SLR makinelere göre çok daha az. Işığa duyarlılığın az olması daha az alan derinliği, daha az kontrast ya da ton farkı, renk farklılığı ve detay demek.

Ama bu makineler daha düşük özelliklerine rağmen farklı avantajlara da sahipler. Bu avantajlardan en başta geleni !œbak ve çek!makinelerin gittikçe küçülen boyutları. Rahatlıkla bir cebe sığdıkları için, taşımak ve her an fotoğraf çekmebilmek mümkün. Her an fotoğraf çekebilmenin de en önemli getirisi fotoğrafa yeni başlayanlar için bolca pratik. Bolca pratik, iyisiyle kötüsüyle geniş bir arşiv oluşturmanın temel kuralı. Öyle ya dünyanın en kaliteli makinelerinden birine sahipsiniz ama ya fotoğraf çekecek vaktiniz yok ya da makinenizi kem gözler ve ellerden sakınmak için evinizde tutuyorsunuz. Hatta makinenizi o kadar seviyorsunuz ki onu kendinizden bile sakınıyor, kullanmıyorsunuz. İşte böyle bir durumda, ele ve her bütçeye gelebilecek kadar küçük bir makine dijital bir SLR’den daha avantajlı olabiliyor.
HERKESİN BİR ARŞİVİ OLSA!¦
Gelin bugünden başlayarak çektiğimiz her kareyi iyi ya da kötü hatta berbat demeden konularına göre arşivliyelim. Çünkü ilerleyen aylarda, bu sayfalarda gittikçe büyüyen arşivlerimize tarihsel ve anlam değerlerinin ötesinde ihtiyacımız olacak. OS X tabanlı bir bilgisayar için iPhoto çok işlevsel bir fotoğraf arşivleme programı, diğer yanda Windows tabanlı bir bilgisayar kullanıyorsanız Picasa’yı (http://picasa.google.com/) bir deneyin derim (Picasa ile ilgili detaylı bilgi burada).
DAHA PROFESYONEL FOTOĞRAFLAR
Daha profesyonel fotoğraflar daha temiz (taneciksiz), keskin (hatlara sahip), reprodüksiyonda renk ve detayları kaybolmayan fotoğraflar demek. Bu değişkenlerin gerçeklik alanından gerçeküstünün estetiğine geçtiğimizde; siyah/beyaz ya da lokal renkli, filtreli, eskiden !œsandviç baskı! diye de adlandırılan birden fazla fotoğrafın üst üste bindirilmesinden oluşan sonuçlar çıkıyor karşımıza. Hatta fotoğrafla resim arasındaki ince sınırın birinden ötekine doğru esnediği muhteşem illüstratif örnekler, bizi fotoğrafın gerçekligiyle inşa edilmiş bir gerçekliğin fotoğrafı arasında efsunluyor. Neyse şimdilik sabırlı olalım ve ilk derse başlayalım.
3K KURALI
Her yiğidin bir yoğurt yeyişi vardır, benim de fazlasıyla basit bir 3K kuralım var. 3K !œKadraj,! !œKalite,! !œKompozisyon! sözcüklerinin başharflerinden oluşuyor. Kadraj adı üstünde objektifinizin önündeki görünen dünyadan çerçevelediğiniz parça demek. Kalite’yi bir fotoğraf karesinde olması gereken ışığa bağlı özellikleri tanımlamak için kullanıyorum. En önemlileri ton değerleri, kontrast, renk değerleri, fotoğrafın genel temizlik ve keskinliği. Kompozisyon ise fotoğrafı oluşturan nesnelerin bir bütün içinde algılanış kalitesi.
SORU 2: Aşağıdaki fotoğraf hangi makine ile çekildi?

a)Nikon D40 DSLR 6 Megapiksel  b)Canon PowerShot S410 !“ 4 Megapiksel   c)Hiçbiri
İster inanın ister inanmayın, gördüğünüz panoramik fotoğraf 4 Megapiksel çözünürlükteki Canon PowerShot S410 kompakt dijital makine ile çekildi. Şimdi böyle bir fotoğrafı nasıl çekebileceğimizin adımlarına geçelim. Bu yazımızda kadraj ve kompozisyona dair birşey söylemeyeceğiz, çünkü şu an bizi fotoğraf kalitesi ilgilendiriyor. İlk konumuz kontrast ya da fotoğrafta farklı ton değerleri arasında görünebilen farklar. İyi bir fotoğrafta koyu, açık ve orta tonları görmemiz gerektiğini hemen söylemiş olalım. Oysa kompakt makinelerin küçük sensör boyutları ve bize mekanik bir enstantene ayarının olanaklarını sunmaması ton ayarını daha önemli kılıyor.
TON AYARLARI
Aşağıdaki fotoğraf Pentax Optio S40 4 Megapiksel kompakt dijital bir makine ile çekildi.

Bu fotoğraf açık tonların baskın olduğu (high-key) bir özellik taşıyor, demek ki detayların büyük kısmı açık tonların içinde görünecek. Fotoğrafı Photoshop’da açalım. Ben OS X ortamında Photoshop CS2 kullanıyorum, sizin ortamınız veya Photoshop sürümünüz farklı olsa da sorun yok.
Window>Histogram ile fotoğrafin ton değerlerini gösteren diyalog kutusunu ekranda görelim.

Histogramda da görüldüğü gibi bu fotoğraftaki bütün detaylar açık tonlardan oluşuyor ve grafiğin sağ tarafındaki yığılma da bunun göstergesi. Şimdi nereden çıktı bu histogram demeden, hemen Photoshop menüsünden Image>Adjustments>Auto Contrast’ı seçelim. Nasıl, farkı farkettiniz mi?
(
Şimdi değişimin grafiğini görmek için histograma tekrar bakalım:

Fotoğrafa uyguladığımız Auto Contrast’ı referans kabul edelim. Çünkü bizim için en güvenilir başlangıç Photoshop’ın kendi yaptığı ton ayarı. Ama bununla yetinmeyip şimdi kendi isteğimize göre (manuel) yapacağımız kontrast ayarına geçelim. Başlangıç olarak da Photoshop’ın en basit manuel kontrast ayarını seçelim:
Image > Adjustments > Brightness/Contrast
Karşımıza küçük bir diyalog kutusu cıktı. Önce Brightness’ın altındaki kontrast ayarı ile oynayalım. Fotoğrafımız biraz daha koyulaştı degil mi? Simdi de üstteki Parlaklık (Brightness) ayarıyla koyuluğu biraz yumuşatalım. Ve hemen yeni oluşan ton dağılmasını Histogram’dan kontrol edelim.

Grafikteki eğim daha düzgün, sağ taraftaki yığılma ortaya doğru biraz daha kaymış görünüyor. Ama hala ortaya çıkan sonuçtan memnun olmayanlar Photoshop’ın sunduğu koyu , orta ve açık tonların otomatik olarak ayarlanmasını seçeneğini deneyebilirler:
Image >Adjustments>Auto Levels


Auto Levels ayarı bize basit Brightness/Contrast ayarının ötesinde olanaklar sunuyor. Diğer yanda Auto Levels, Auto Contrast’a göre daha gelişmiş bir kontrast ayarı sunuyor.
Bu yazıda seçtiğimiz fotoğraf açık ton ağırlıklı idi, belki orta ton ayarına çok gereksinim duymadık ama farklı tonların eşit oranda bulunduğu bir fotoğrafta Auto Levels’ın çoklu kontrast ayarına ihtiyaç duyacağınızdan kuşkunuz olmasın. Bir dahaki yazıda kompakt makineleri nasıl daha verimli kullanacağımıza dair Photoshop’ın en ileri iki kontrast ayarı olan Levels ve Curves’ü anlamaya çalışacağız.
Bu sayfalarda bulunan yazı ve fotoğrafların bütün hakları uruninceleme.com’a aittir. Kaynak gösterilse dahi izinsiz kullanılamaz. Teknik ve fiyat bilgileri yazının kaleme alındığı tarihteki değerler dikkate alınarak hazırlanmıştır. Yazının kaleme alındığı tarihten sonra yapılan değişikliklerden uruninceleme.com ya da yazar sorumlu tutulamaz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

No tags for this post.

Bu Konu İle İlgili Yazılar

Diğer Yazılardan Bazı Başlıklar

Sen de yorumunla katkıda bulun

Yorumları takip etmek için geri bildirim olarak websitesine ekleyebilir. Ya da RSS ile takip etmek için tıkla

Yazın içerisinde kullanabileceğin HTML komutları:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>